İçeriğe geç

Kapalıçarşı hangi semttedir ?

Sizi Negiymis’da “Kapalıçarşı hangi semttedir” konusuyla ilgili özenle hazırlanmış bu içeriğe bekliyoruz.

Kayseri’den İstanbul’a Uzanan Bir Yolculuk

Kayseri’de sabahlar sert olur. Hava keskin, gökyüzü uzak ve insanlar biraz aceleci. Ben 25 yaşında, çoğu zaman kendi içine fazla dönen, defterlere yazmadan rahat edemeyen biriyim. Son aylarda içimde büyüyen bir şey vardı: gitmek. Sadece uzaklaşmak değil, aynı zamanda kendimi başka bir yerde duymak istiyordum.

İstanbul’a gideceğimi söylediğimde kimse çok şaşırmadı. Herkesin içinde sakladığı o “bir gün gideceğim” cümlesi var ya, ben onu biraz erken gerçekleştirmiş gibiydim. Ama içimdeki heyecanla birlikte garip bir kırılganlık da vardı. Sanki her şey biraz eksik, biraz fazla anlamlıydı.

Trenle değil, otobüsle geldim İstanbul’a. Yol boyunca pencereden baktığım ışıklar, içimde büyüyen boşluğu doldurur gibi oldu. Ama asıl mesele İstanbul’a varmak değilmiş, onu anladım.

Kapalıçarşı’yı İlk Kez Duymak

İstanbul’a gelmeden önce en çok duyduğum yerlerden biri Kapalıçarşıydı. İnsanlar öyle bir anlatıyordu ki sanki bir çarşıdan değil de yaşayan bir labirentten bahsediyorlardı.

Sonra merak ettim: Kapalıçarşı hangi semttedir?

Araştırdığımda öğrendiğim şey basitti ama etkileyiciydi. Kapalıçarşı, İstanbul’un Fatih ilçesinde, Beyazıt ve Nuruosmaniye arasında yer alıyordu. Yani şehrin kalbinde, tarih kokusunun en yoğun hissedildiği yerdeydi.

Ama o bilgi bile içimdeki merakı tam olarak yatıştırmadı. Çünkü bir yerin nerede olduğu değil, insana ne hissettirdiği önemliydi benim için.

Fatih’in İçinde Kaybolmak

İstanbul’a vardığım ikinci gün, sabah erken saatlerde Fatih’e doğru yürüdüm. Haritayı elime aldım ama çok uzun süre bakmadım. Çünkü bazı şehirlerde yol bulmak, aslında kaybolmayı kabul etmekle başlıyor.

Fatih ilçesi, eski İstanbul’un taşıyıcısı gibi. Dar sokaklar, tarihi yapılar, birbiriyle konuşan minareler… Her şey bir hikâyenin parçası gibi duruyor.

Beyazıt Meydanı’na yaklaştıkça kalabalık artıyordu. İçimde garip bir heyecan yükseliyordu. Sanki yıllardır görmediğim bir şeye yaklaşır gibi hissediyordum.

Ve sonra onu gördüm.

Kapalıçarşı’nın Kapısında İlk Duruş

Kapalıçarşı’nın kapısına geldiğimde durdum. Sadece durdum.

İçeri girmek kolaydı ama ben birkaç saniye daha dışarıda kaldım. Çünkü içeri adım atınca bir şeylerin değişeceğini hissediyordum.

Kapının taşları yüzyılların yükünü taşıyordu. İnsanlar geçiyor, sesler birbirine karışıyor, bir ritim oluşuyordu. O an içimde garip bir sıkışma oldu. Hem heyecan hem de hafif bir korku.

Kendi kendime sordum: “Buraya neden geldin?”

Cevap vermedim. Çünkü cevabın kendisi zaten önümde duruyordu.

İçeri Girdiğim An

İçeri adım attığımda dünya değişti.

Dışarıdaki İstanbul bir anda geride kaldı. İçeride bambaşka bir zaman akıyordu. Dar koridorlar, ışığın farklı düştüğü taş duvarlar, altın gibi parlayan vitrinler…

Ama beni en çok etkileyen şey ses oldu. Satıcıların çağrıları, turistlerin şaşkınlığı, ayak sesleri… Hepsi birbirine karışıyordu.

Bir an durup duvara yaslandım. Kalbimin hızlı attığını hissettim. Sanki yıllardır beklediğim bir yere gelmişim gibi ama aynı zamanda burada ne yapacağımı bilmiyormuşum gibi.

İçimdeki duygular netti: hayal kırıklığı ve büyülenme aynı anda vardı. Çünkü düşündüğüm şeyle karşılaştığım şey aynı değildi ama bu kötü bir şey de değildi.

Bir Çarşının İçinde Kendimi Aramak

Yürümeye devam ettim. Her dükkân ayrı bir dünya gibiydi. Altınlar, halılar, baharat kokuları…

Ama ben bir şey satın almak için orada değildim. Ben daha çok kendimi izliyordum.

25 yaşında olmak garip bir şey. Ne tamamen büyümüş hissediyorsun ne de çocuk kalabiliyorsun. İçinde sürekli bir eksiklik duygusu var. Sanki bir şeyleri kaçırıyorsun ama neyi kaçırdığını bilmiyorsun.

Kapalıçarşı’nın içinde yürürken bu his daha da büyüdü. Çünkü orada her şey vardı ama yine de insan kendini biraz yalnız hissedebiliyordu.

Bir köşede oturup defterimi çıkardım. Yazmaya başladım. Kelimeler döküldükçe içimdeki sıkışma biraz azaldı.

Bir Çay, Bir Sessizlik ve İç Sesim

Bir çay ocağına oturdum. Küçük bir masa, plastik bir sandalye ve önümde bu devasa tarih.

Çayı yudumlarken etrafı izledim. İnsanlar geçiyordu. Kimisi gülerek, kimisi aceleyle, kimisi kaybolmuş gibi.

İçimde bir cümle döndü durdu: “Ben burada ne arıyorum?”

Cevap yine yoktu.

Ama bu kez cevap olmamasından korkmadım. Çünkü bazen sorular, cevaplardan daha gerçekti.

Fatih’in bu eski dokusu, Kapalıçarşı’nın içindeki o karmaşa… Hepsi bana aynı şeyi söylüyordu: hayat düzenli bir şey değil.

Bir Anlık Umut

Çarşının içinde ilerlerken bir dükkânın önünde durdum. Küçük bir dükkândı, içeride eski bir saat ustası vardı. Ellerindeki hassasiyet beni etkiledi.

Saatlere bakarken düşündüm: zaman aslında burada çok farklı akıyor.

Bir saat ustasının yanında zaman daha saygılı duruyor sanki.

O an içimde küçük bir umut belirdi. Belki de kaybolmak kötü bir şey değildi. Belki de doğru yerde kaybolmuştum.

Gürültünün İçinde Sessiz Bir An

Kapalıçarşı’nın içinde yürürken bir anda kalabalıktan uzaklaştığım bir köşeye geldim. Orada kısa bir sessizlik vardı.

O sessizlikte Kayseri’yi düşündüm.

Evdeki masamı, defterlerimi, sabah erken saatlerdeki sessizliği…

İçimde bir özlem oluştu. Ama bu özlem geri dönmekle ilgili değildi. Daha çok, kendimi her yerde aynı hissedip hissetmediğimle ilgiliydi.

İstanbul büyük bir şehir ama insanın içini küçültmüyor. Aksine büyütüyor.

Kalabalığın İçinde Kendime Dokunmak

Yeniden kalabalığa karıştım. Artık daha farklı yürüyordum. Daha yavaş, daha dikkatli.

Bir turist grubu yanımdan geçti. Fotoğraf çekiyorlardı. Her şey onlar için bir hatıraydı.

Ben ise sadece içimde olanı hatırlamaya çalışıyordum.

O an fark ettim ki, Kapalıçarşı sadece bir çarşı değil. İnsanların kendini aradığı, kaybolduğu ve bazen bulduğu bir yerdi.

Gün Batarken Fatih’ten Ayrılış

Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Kapadokya'nın sahibi kimdir ?

Akşamüstü olduğunda dışarı çıktım. Beyazıt’a doğru yürürken güneş yavaşça batıyordu. Fatih’in taşları altın gibi parlıyordu.

İçimde garip bir huzur vardı. Ne tamamen mutlu ne tamamen mutsuzdum. Ama ilk kez bu halimden rahatsız değildim.

Kapalıçarşı hangi semttedir sorusunun cevabı artık sadece bir bilgi değildi benim için. Fatih ilçesindeydi, evet. Ama aynı zamanda benim içimde de bir yerdeydi artık.

Kapalıçarşı bana şunu göstermişti: bazen bir yer, insanın kendine bakma biçimini değiştirir.

Ve ben o gün, Kayseri’den gelen 25 yaşındaki o genç olarak, biraz daha farklı bir insan gibi yürüyordum İstanbul’un sokaklarında.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://sanatcocuk.com https://mrflanksteakhouse.com.tr https://metekaplastik.com.tr Sitemap
betanongelexbett.nettulipbetgiris.org